| Türk Pediatri Kurumu Kuzey Kıbrıstaydı |
|
|
|
|
Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinde onkolog olarak çalışmakta olan Doç Dr Kudret çağlar yaptığı konuşmada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde kanserle mücadelede gelinen noktayı değerlendirdi. Bütün kanser hastaları artık herhangi bir masrafla uğraşmadan tamamen devlet güvencesi ile tedavi ediliyorlar. Ayrıca 2003 yılından beri kanser kayıtları iyileştirilmekte ve çok nadir kanser türlerine bile tanı konulup tedavi edilmekteler. Kemik iliği nakli gerektiği zaman hastalar ülkemizdeki olanaklardan da faydalanmakta ve nakiller gerçekleşmekte. Bu nedenle artık herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle Kıbrıs Rum kesimine hasta geçişinin sıfırlandığını öğrendik. Dr çağlar konuşmasında 2003 yılından bu yana 50 çocuk hastaya kanser tanısı konulduğunu ve ortalama kanser gelişme yaşının 10 olduğunu belirtti. Okullarda koruyucu eğitimler konusunda yapılan çalışmalardan da bahseden Dr çağlar Kıbrıs Türk Onkoloji Enstütüsü kurmak istediklerini de dile getirdi. Türk Pediatri Kurumu Başkanı olan Prof Dr Haluk çokuğraş “Hışıltılı çocuk” başlıklı konuşmasında sık rastlanan klinik tabloları olgularla anlattı. Ayırıcı tanıda rastlanılan hastalıklara değinen Dr çokuğraş, her hışıltının astım olmadığını ama mutlaka akla gelip araştırmak gerektiğinin altını çizdi. Ayırıcı tanıda immun yetmezlik, yabancı cisim, kistik fibroz, tüberküloz, alerji, gastroözofajeal reflü (GöR), konjenital kalp hastalığı gibi hastalıkların araştırılması gerektiğinden söz etti. Bronkodilatatör tedaviye kötü yanıt durumunda gastroözofajeal reflünün akla gelmesi gerektiğinin altını çizdi. Prof Dr Fügen çullu çokuğraş, gastroözofajeal reflü konusunda yaptığı konuşmada fizyolojik GöR ile patolojik GöR arasındaki sınırın belirsiz olduğundan ve genetik özelliklerinden söz etti. Hastalarda sadece kusmanın değil aynı zamanda ağlama, başını geriye atma, iritabilite, demir eksikliği ve özellikle 6. Aydan sonra beslenmeyi reddetme gibi bulgu ve belirtilerin olabileceğinden ve çocuk hekimlerinin uyanık olması gerektiğinden söz etti. Büyük çocuklarda GöR olması halinde epigastrik ağrı, disfaji, anemi, melena, persistan hıçkırık, Sandifer Sendromu, kronik öksürük, ses kısıklığı, akciğer problemleri, tekrarlayan psödokrup, uyku bozukluğu gibi belirtilerin de nedeni olabileceğini vurguladı. Sekonder reflülere de dikkat çekerek altta yatan nörolojik hastalık, mide-barsak sistemi hastalıkları, ilaç kullanımı, çeşitli toksinler, besin alerjisi ve metabolik durumlarda da sekonder GöR tablolarına rastlanabileceğine dikkat çekti. Tedavide en önemli aşamanın koruma aşaması olduğunu da vurgulayan hocamız, yatarak veya gece beslemenin sakıncalarından ve özellikle yağlı asitli, “fast food” tipi beslenmenin etkilerinden, çukulata ve kakaonun özofagus sfinkterini açıcı etkisinden, bulgur pilavı ve gazlı içeceklerin verilmemesinin öneminden bahsetti. Tıbbi tedavinin 6 aydan uzun sürmesi gerektiğini de vurguladı. Prof Dr Tufan Kutlu yaptığı konuşmada kronik ishalleri anlattı. Dikkatli bir anamnezin tanı da en önemli basamak olduğunu vurguladı. Prof Dr Tufan Kutlu bu sayede pek çok gereksiz tetkikin yapılmadan tanı konulabileceğini vurguladı. Prof Dr Raşit Vural Yağcı yaptığı konuşmasında son zamanlarda çokça tartışılan inek sütü konusuna değindi. Dünya sağlık örgütünün 1 yaşından önce verilmesin dediği inek sütü için eğer ekonomik zorluk yoksa geç verilmesini önerdi. Bebeklerde 2 yaşına kadar anne sütü desteklenmeli fikrini savunan hocamız, yapılan çalışmalarda anne sütünün kesilmesi 12 aydan sonra olursa çocuğun obeziteden korunduğunu hatırlattı. Anne sütünün üstünlüklerine değinen Dr Yağcı, evde margarin yağı kullanılmıyor olsa da dışarıda yapılan gıdalarda trans yağların olduğunu ve dışarıdan alınan kurabiye, “fast food” olarak tanımlanan gıdalarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. çocukları tuzlu veya glisemik indeksi yüksek gıdalara alıştırmamamız gerektiğini vurgulayan Dr Yağcı C vitamini vermek uğruna 180 ml’den fazla meyve suyu vermenin doğru olmadığının da altını çizdi. Prof Dr Emre Alhan pnömokok aşılarını anlattı. İki yaşından önce 2-4-6. Aylarda ve 18. Ayda Prevenar 2 yaşından sonra ilk kez aşılanacaksa pneumo23 aşılarının tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Boost rapel yapılacaksa son dozdan en az 2 ay geçmesinin gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Doç Dr Ayşe Güler Eroğlu, senkop konusunu anlattı. Herkesin senkopu yaşadığını veya tıp fakültesinde en azından bir kez kan görme gibi nedenlerle senkopa yaklaştığını hatırlattı. İlaç alımı, konvulsiyon, katılma nöbetleri gibi kalp hastalıkları dışı nedenleri araştırmamız gerektiğini ve çocukluk çağındaki senkopların genellikle iyi huylu olduğunu bazen sadece anamnezle ve fizik muayene ile hiçbir tahlil yapmadan tanı konulabileceğini belirtti. Adolesanın selim göğüs ağrısından da bahseden Eroğlu bu hastalığın da iyi bir anamnez ve fizik muayene ile tanınabileceğini ve endişelerin giderilebileceğini söyledi. Doç Dr Hilmi Apak, anemili hastaya yaklaşım konusunu olgularla anlattı. Günümüzde gelişen kan sayım cihazlarının yararına değindi ancak mikroskobun öneminin hiçbir zaman azalmayacağına ve hastalara yaklaşırken iyi bir öykü ve fizik muayene ile birçok aneminin gereksiz laboratuar testleri yapılamadan da tedavi edilebileceğini belirtti. Dr Sultan Kavuncuoğlu pre3matüre çocukların izlemini anlattı. En sık yatış nedenlerinin akciğer enfeksiyonları, sepsis, ve bilirübin yükselmeleri olduğunu hatıurlattı. Prematürelerde büyümenin değerlendirilmesinde düzeltilmiş yaşa bakılması gerektiğini bazı hastalarda “büyümeyi yakalama” nın 7-8 yaşına kadar geciktiğini ortalama 3 yaşta beklendiğini belirtti. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu, adolesanın sağlık sorunlarını anlattı. Yoğun ilgi nedeniyle bu bilimsel toplantı ve faaliyetlerin tekrarlanması dilekleriyle bir sonraki toplantıda görüşmek üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden ayrıldık.
|
||||



Türk Pediatri Kurumu ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tabipler Birliğinin